<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ufuk Deniz Aşçı &#187; Türkoloji Yazıları</title>
	<atom:link href="http://www.ufukdenizasci.com/category/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ufukdenizasci.com</link>
	<description>Türkoloji Dünyasına Açılan Kapı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Dec 2011 11:42:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>AHMET BİCAN ERCİLASUN Hocamızın Kaleminden T.D.Kültür Kurultayı 2. Çeşme Buluşması</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/ahmet-bican-ercilasun-hocamizin-kaleminden-t-d-kultur-kurultayi-2-cesme-bulusmasi/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/ahmet-bican-ercilasun-hocamizin-kaleminden-t-d-kultur-kurultayi-2-cesme-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 13:33:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[2. Çeşme Buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Kültür Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Kültür Kurultayı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=472</guid>
		<description><![CDATA[T.D.Kültür Kurultayı 2. Çeşme Buluşması
İzmir’in Çeşme’si, geçen hafta baş döndürücü bir şölene sahne oldu. Türk Dünyası Altın Yunus otelinde toplandı ve İkinci Uluslararası Türk Dünyası Kültür Kongresi’ni yaptı. Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nün muhteşem düzenlemesiyle, Türk Dil Kurumu’nun da iş birliğiyle bir hafta süren bir bilgi, bilim adamı, kültür kaynaşması.
Prof. Dr. Fikret Türkmen’in yoktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><em><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/04/ahmet.b.ercilasun.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-473" style="border: 5px solid black; margin: 8px;" title="ahmet.b.ercilasun" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/04/ahmet.b.ercilasun.jpg" alt="" width="86" height="114" /></a></em>T.D.Kültür Kurultayı 2. Çeşme Buluşması</h1>
<p>İzmir’in Çeşme’si, geçen hafta baş döndürücü bir şölene sahne oldu. Türk Dünyası Altın Yunus otelinde toplandı ve İkinci Uluslararası Türk Dünyası Kültür Kongresi’ni yaptı. Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nün muhteşem düzenlemesiyle, Türk Dil Kurumu’nun da iş birliğiyle bir hafta süren bir bilgi, bilim adamı, kültür kaynaşması.<br />
Prof. Dr. Fikret Türkmen’in yoktan var ettiği Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nün ikinci büyük başarısı bu. Birinci kongre dört yıl önce yine Çeşme’de yapılmıştı. Yine gönüller, duygular, bilgiler birleşmişti. Fakat bu defaki başka. Bu defaki kongre şiir ve edebiyat sohbetleriyle, musiki dinletileri ve oyun gösterileriyle tam bir şölene dönüştü.</p>
<p><span id="more-472"></span></p>
<p>Bu ifadelerime bakıp da okuyucular, kongrenin bilim tarafının eksik kaldığını düşünmesinler. Dünyanın dört bir yanından gelen Türklük bilimcileri, haftanın beş iş günü, saat 9.15’ten 18.15’e kadar bildiri okudular, bildiri tartıştılar. Beş ayrı salonda tam 337 bildiri sunuldu ve tartışıldı. Salonlar konulara göre ayrılmıştı. Manas Salonu’nda genel konular ele alındı. Dede Korkut Salonu’nda halk bilimi konuları üzerinde duruldu. Mahdumkulu Salonu’nda Türk dünyası edebiyatları üzerine bildiriler okundu. Kaşgarlı Mahmut Salonu’nda Türk dili ve lehçeleri konuşulup tartışıldı. Kutlualp Salonu’nda Türk tarihi ve Türk sanatı konuları işlendi.<br />
Katılımcıların ülkelerini de yazmalıyım ki kongrenin genişliği ve büyüklüğü hakkında tam bir fikir edinelim: Almanya, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Çin, Gürcistan, Hindistan, Irak, İran, Japonya, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Makedonya, Mısır, Özbekistan, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna. Elbette Çin deyince oradaki mazlum Türkler hatırımıza geliyor. Bir Çinli yanında birçok Uygur Türkü de kongreye katılmış ve güzel bildiriler sunmuşlardı. Bu tür kongreler için bir ilk yaşanmış ve ilk defa bir Salır bilim adamı da kongreye katılmıştı. Çin’in Çinhay eyaletinde yaşayan ve bilim dünyasında Salar olarak bilinen Türkler meğer kendilerine Salır diyorlarmış. Salırlar, Oğuzların en doğudaki kolu. Yedi sekiz asır önce Semerkant’tan doğuya göçmüşler. Rusya kavramının içinde de oradaki federe ve özerk Türk cumhuriyetleri var: Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Tuva, Altay, Karaçay-Malkar. Her birinden gelen katılımcılar Türklük bilimine yeni katkılarda bulundular. Ukrayna’nın Kırım Özerk Cumhuriyeti’nden gelen Kırım Türkleri de bildiri ve tartışmalarıyla Kırım Türkçesinin yaşatılması için nasıl gayret gösterdiklerini kanıtladılar. Tabii Türkiye’nin birçok üniversitesinden gelen bilim adamlarını da anmalıyız. Özellikle genç bilim adamları ümitlerimizi artırmıştır. Çuvaş, Tuva, Altay gibi uzak Türk lehçelerini konuşan ve bu lehçeler üzerinde yüksek lisans ve doktora yapan gençler, hocalarının takdirkâr bakışlarından güç ve kuvvet aldılar.<br />
Kongrede Türk dünyasının çeşitli yerlerinden gelen bilim adamlarının, bildirilerini büyük bir çoğunlukla Türkiye Türkçesiyle okumaları ve tartışmaları da Türkiye Türkçesiyle yapmaları özellikle belirtilmelidir. Bu, hiç olmazsa Türkoloji alanında Türkiye Türkçesinin ortak iletişim dili olma yolunda ilerlediğini göstermektedir. Kendi lehçelerinde bildiri okuyanlar da bize Türkçenin farklı renklerini gösterdiler, farklı lezzetlerini tattırdılar. Kazan Tatarcasıyla, Karaçay-Malkar lehçesiyle, Irak Türk ağzıyla okunan şiirler de kongreye ayrı bir anlam kazandırdı. Türk dünyasının büyük romancısı Anar’ın, babası Resul Rıza’yı Azerbaycan-Türkiye Türkçesi karışımı bir dille anlatması bizim için bir talihti. Büyük Azerbaycan şairi Resul Rıza’yı, doğumunun 100. yılında oğlundan dinlemiştik.<br />
Şiir ve edebiyat sohbetlerini yöneten gazeteci ve biyografi yazarı Orhan Karaveli, Atatürk vurgulamalarıyla kongreye ayrı bir anlam kazandırdı. Sümerlerden kalma şiirleri okuyan Muazzez İlmiye Çığ da öyle. Azerin’in Turan’lı, Çırpınırdın Karadeniz’li konseri ise kongreye giydirilmiş bir taç gibiydi. Kongreyi düzenleyen Fikret Türkmen ve arkadaşlarını ne kadar kutlasak azdır.</p>
<p>Ahmet B. Ercilasun</p>
<p>Yeniçağ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/ahmet-bican-ercilasun-hocamizin-kaleminden-t-d-kultur-kurultayi-2-cesme-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diğer Dillerdeki Türkçe Sözcükler</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/diger-dillerdeki-turkce-sozcukler/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/diger-dillerdeki-turkce-sozcukler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 10:44:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Almanca]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutça]]></category>
		<category><![CDATA[Boşnakça]]></category>
		<category><![CDATA[Bulgarca]]></category>
		<category><![CDATA[Çince]]></category>
		<category><![CDATA[diğer dillerdeki Türkçe kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer dillerdeki Türkçe sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Yusuf Gedikli]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenice]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Fransızca]]></category>
		<category><![CDATA[Grekçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gürcüce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Japonca]]></category>
		<category><![CDATA[kelime]]></category>
		<category><![CDATA[Korece]]></category>
		<category><![CDATA[Latince]]></category>
		<category><![CDATA[Macarca]]></category>
		<category><![CDATA[Moğolca]]></category>
		<category><![CDATA[Romence]]></category>
		<category><![CDATA[Rumca]]></category>
		<category><![CDATA[Rusça]]></category>
		<category><![CDATA[Sırpça]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Urduca]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanca]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Gedikli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=452</guid>
		<description><![CDATA[Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Ön Asya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/04/kelime-resmi.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-453" style="border: 5px solid black; margin: 8px;" title="kelime-resmi" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/04/kelime-resmi.jpeg" alt="" width="202" height="117" /></a>Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Ön Asya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.</p>
<p><strong>Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler</strong><br />
Abdullah Skaljiç, Sırp-Hırvat Dilinde Türkçe Kelimeler (Turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de Saraybosnada yapılan eserinde, Türkçeden Sırp-Hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir Tabii ki Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. Nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (Milan Adamovic, “Tanıtma”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1969, 289. s. vd.).</p>
<p><span id="more-452"></span><br />
<strong>Macarcadaki Türkçe kelimeler</strong><br />
Alimler Macarcaya geçen Türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. Birincisi Hun-Hazar-Bulgar tabakası, ikincisi Peçenek-Uz-Kuman-Kıpçak tabakası, üçüncüsü ise Osmanlı tabakasıdır.<br />
Osmanlı tabakasını inceleyen Macar alimi Suzanne [Zsuzsa] Kakuk, 16 ve 17. asırlarda Osmanlı dili tarihi araştırmaları, Macar dilinde Osmanlı unsurları ( Budapeşte, 1973 Recherches sur l’histoire de la langue Osmanlie des XVI et XVII siecles, les eléments Osmanlis de la langue Hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda Osmanlılar vasıtasıyla Macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1973-74, 356 s.).<br />
Kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (Zsuzsa Kakuk, “Macar dilinde Osmanlı-Türk unsurları”, Bilimsel Bildiriler 1972, TDK y., Ankara 1975, 209. s. vd.). (Bayan Kakuk, 1960’da Çindeki Salar Türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. Bu metinler Textes Salars, Acta Orientala, c. xııı, fas. 1-2, Budapest 1961’de yayımlanmıştır). Kakuk, 13 ağustos 1925’te Macaristanın Heves şehrinin Nagytalya köyünde doğmuştur.<br />
Türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler Türkçe şiir bile söylemişlerdir. Mesela ilk büyük Macar şairi sayılan Balint Balassa 1552-56 arasında bir çok Türkçe şiiri Macarcaya çevirmiş, kendisi de Türkçe şiir yazmıştır.<br />
Macar kelimesi Manysi ve Türkçe eri (Manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya Türkçedir (Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 119. s.). Macarlara sadece kendileri ve biz Türkler Macar deriz. Öbür milletlerin verdiği Hungarya adı da tamamiyle Türkçedir. Hungarya (Hungaria) çoklarının sandığı gibi Hun kelimesinden değil, Türkçe Onoğur kelimesinden gelir. Baştaki h türeme bir sestir. Kelime Hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı). Macarlar Onoğur Bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için Bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de Türkiye demişlerdir (Onoğur kelimesi Osmanlılarca az da olsa Engürüs veya Üngürüs şeklinde kullanılmıştır).<br />
Hatırlanacağı üzere Macaristan haricinde tarihte Türkiye ismini alan veya Türkiye ismi verilen birçok ülke ve bölge vardır: Göktürk, Hazar, Anadolu Selçuklu, Mısır (Memlûk devrinde) ve Türkistan coğrafyaları tarihte Türkiye olarak anılmıştır. Lakin devlet adı olarak Göktürkler, Mısır Memlûkleri ve Türkiye Cumhuriyetinden başka Türkiye isimli Türk devleti yoktur. Yalnız Orta Asya coğrafyası son bin yıldır Türkistan adıyla tanınmaktadır.<br />
Macar âlimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan âlimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs). Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.</p>
<p><strong>Romencedeki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Aslen bir Gökoğuz Türkü olan Mihail Guboğlu bir makalesinde, Romen diline geçen Türkçe kelimeler üzerine çalışan Romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, Romen dilinde mevcut 3.000 Türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (M. Guboğlu, “Rumanya Türkolojisi ve Rumen dilinde Türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildirilir 1966, Ankara 1968, 271. s.).<br />
Kerim Altay isimli Türk asıllı Romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 Romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 Türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (Kerim Altay, Türkçeden Romence’ye giren sözler-Romence’deki Türkçe kelimeler”, Erciyes, Nisan 1996, 220. sayı, 1. s.).</p>
<p><strong>Bulgarcadaki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Türker Acaroğlu, Bulgaristan’da Osmanlı Türklerinden kalma 5.000 Türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (M. Türker Acaroğlu, Bulgaristan’da Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.). Bulgarcadan Türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. Bu da Bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. Ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan), ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. Son ikisi ağızlarda kullanılır (Hasan Eren, “Bulgarlar ve Türk dili”, Bulgaristan’da Türk Varlığı, TTK, Ankara 1985, 9. s.).<br />
Yaşar Yücel, Bulgar Bilimler Akademisi Bulgar Dili Enstitüsünce yayımlanan Bulgar Dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü (1982) ile Bulgarca Sözlüğün 3. baskısını tarayarak Bulgarcada 2.557 Türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de Bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (Yaşar Yücel, “Bulgarcaya Türkçeden ve Türklerden geçen sözcükler”, Belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.).<br />
Tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. Hakikatte başta Bulgar ve Balkan kelimeleri olmak üzere Bulgarların dilinde aslında on binden fazla Türkçe kelime vardır. Durum Makedonca için de aynıdır.</p>
<p>Melih Cevdet Anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir:</p>
<p>“Bir Bulgar bir Yugoslavya sormuş:<br />
‘-Sizin dilinizde çok Türkçe sözcük var mı?’<br />
Yugoslav Türkçe olarak:<br />
‘-Yok be kardeşim’ demiş.<br />
Bu soru bir Macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, Gerçek y., İstanbul 1965, 143. s.).</p>
<p>Bu misalin bir benzerini Süreyya Yusuf da nakletmektedir (Süreyya Yusuf, “İvo Andriç’te Türkçe sözcükler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1969, 287. s.).</p>
<p><strong>Rusçadaki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Nikolay Aleksandroviç Baskakov Türk Kökenli Rus Soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 Türkçe kökenli Rus soyadını etraflıca incelemiştir. Baskakov’un eseri Türkçeye tercüme edilmiştir (N.A. Baskakov, çev. Samir Kâzımoğlu, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara 1997, 234 s.).<br />
Tatar âlimi A.H. Halikov da Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale isimli eserinde bugün Rusçada kullanılan 500 soy adını tespit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (A. H. Halikov, çev. Mustafa Öner, Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale, TDAV y., İstanbul 1995). Bunların hepsi aslen Türk-Tatar asıllı olup içlerinden âlimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. Mesela Yeltsin (Türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. Zaten “Rus’u kazısan altından Tatar (Türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.<br />
Tabii bunlar özel isimlerdir. Rusçada Türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. Bu yapıldığında Rusçada 10 bin civarında Türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır.<br />
Kerim Altay, Rusçadaki Türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tespit edildiğini bildirmiştir.</p>
<p><strong>Farsçadaki Türkçe sözler</strong></p>
<p>Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuat Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tespit etmiştir (Fuat Köprülü, “Yeni Farisi’de Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).<br />
Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.).<br />
Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.<br />
Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.</p>
<p><strong>Arapçadaki Türkçe sözler</strong></p>
<p>Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.<br />
Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.<br />
Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).<br />
Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).<br />
Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri], Klaus Schwarz verlag, Berlin 1983, 75 s.).<br />
Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler, TDAV y., İstanbul 1994, 159 s.).<br />
Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.</p>
<p><strong>Arnavutçadaki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Arnavutçadaki Türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. Bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.</p>
<p><strong>Yunancadaki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Yunancada 5.000 ila 7.000 civarında Türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. Yunanlılarda Türk kompleksi olduğu için Yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.</p>
<p><strong>Ermenicedeki Türkçe kelimeler</strong></p>
<p>Ermenilerin henüz Türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de H. Açaryan isimli bir Ermeni, Türkçeden Ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, Türk Dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s). Hatta bu tesir o derecededir ki, Türkçenin etkisiyle Ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (Bahtiyar Vahabzade, haz. Yusuf Gedikli, Ömürden Sayfalar, Ötüken n., İstanbul 2000, 196-197. s.).<br />
Robert Dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak Ermeni diyeleklerinde 150 Türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. Halbuki Türk yazı dilindeki Ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.).<br />
Ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. Sadece şu kadarını belirtelim ki Türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin Ermenice olduğu inanışı yanlıştır. Örnek batı Türklerinden doğudaki Altaylılara, Doğu Türkistanlılardan Tatarlara kadar bütün Türk lehçelerinde mevcuttur (Örnek hakkındaki yazımız için Türk Dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir).</p>
<p><strong>Netice</strong></p>
<p>Türkçe eski, köklü, zengin, yaygın ve çok konuşulan bir dildir. Tarih boyunca bir çok lisan ve halkla alış veriş içinde olmuştur. Hem kelime almış, fakat aldığından ziyadesini vermiştir (Sanırız aldığından az verdiği diller Arapça, Farsça ve Fransızcadır. Geri kalan bütün dillere aldığından fazlasını vermiştir).<br />
Lakin Türkçenin yabancı lisanlara etkisi henüz gerektiği kadar araştırılıp incelenmemiştir. Bilhassa Arnavutça, Yunanca, Ermenice ve hatta Gürcücedeki Türkçe kelimelerin bir an evvel araştırılması gerekmektedir. Tabii ki bu, herkesten evvel bize düşen mühim ve kutsal bir vazifedir.<br />
Aynı vazife Kafkas dilleri, Moğolca, Çince, Korece, Urduca için de variddir. Urduca zaten Türkçe ordu kelimesinden gelmektedir. Binlerce kelime verdiğimiz bir dildir.<br />
1. Türk Dili Kurultayını açarken, “Öyle bir Türkçe yapalım ki bunu Kaşgardaki Türk de konuşsun, anlasın; Baküdeki, Türkiyedeki de” diyen Atatürkün emrini yerine getirmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor (Hasan Eren, “Dilde birlik”, Bilimsel Bildiriler 1972, 159. s.).</p>
<p><strong>Dr. Yusuf Gedikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/diger-dillerdeki-turkce-sozcukler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Robert Dankoff&#8217;un Seyahatnâme İle Yolculuğu</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/prof-robert-dankoffun-seyahatname-ile-yolculugu/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/prof-robert-dankoffun-seyahatname-ile-yolculugu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 07:46:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[17'nci yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilkent Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[dimitris Loupis]]></category>
		<category><![CDATA[Dîvânu Lügâti't-Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Haili İnalcık]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Atay]]></category>
		<category><![CDATA[Kutadgu Bilig]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Dankoff]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahatname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Chicago Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Robert Dankoff, Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü ile Türk Edebiyatı Bölümü’nün katkılarıyla 25 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen programda Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si üzerine bir konuşma yaptı. Dünyadaki en önemli Türk ve Osmanlı kültürü araştırmacıları arasında gösterilen Prof. Dankoff, Türk edebiyatının  kaynaklarından sayılan ve 11’inci yüzyılda yazılmış olan iki temel eseri, Divanü Lügat-it-Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/03/dankoff.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-429" style="border: 5px solid black; margin: 8px 9px;" title="dankoff" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/03/dankoff.jpeg" alt="" width="98" height="150" /></a>Chicago Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Robert Dankoff, Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü ile Türk Edebiyatı Bölümü’nün katkılarıyla 25 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen programda Evliya Çelebi’nin <em>Seyahatname</em>’si üzerine bir konuşma yaptı. Dünyadaki en önemli Türk ve Osmanlı kültürü araştırmacıları arasında gösterilen Prof. Dankoff, Türk edebiyatının  kaynaklarından sayılan ve 11’inci yüzyılda yazılmış olan iki temel eseri, <em>Divanü Lügat-it-Türk </em>ile <em>Kutadgu Bilig</em>’i İngilizceye çevirerek yayımlamıştır.</p>
<p>Yaklaşık on beş yıldır çalışmalarını Evliya Çelebi ve <em>Seyahatname </em>üzerine yoğunlaştırmış olan Prof. Dankoff, bu konu hakkında çeşitli monograflar ve makaleler yayımladı. Bunlar arasında 17’nci yüzyılda yaşamış ünlü devlet adamı Melek Ahmet Paşa üzerine, <em>Seyahatname</em>’deki bilgilere dayanan bir monografi ile bir Evliya Çelebi sözlüğü çalışması da yer alıyor. Dankoff, son olarak, <em>Seyahatname</em>’nin yeniden yayımlanmasını amaçlayan ve Yapı Kredi Yayınları’nca yürütülen projede görev alıyor.</p>
<p><span id="more-426"></span></p>
<p>Prof. Dankoff, Bilkent’teki konuşmasında, dinleyicilere editörlüğün inceliklerinden örnekler sunarak bir filoloğun merceğinden, büyük ihtimalle Evliya Çelebi’nin kendi eliyle yazdığı metnin zenginliklerini gösterdi. Dinleyiciler olarak Dankoff’la çıktığımız bu filolojik yolculuk boyunca epeyce zorlandık. Çünkü Evliya Çelebi’nin bütünüyle kendine özgü, epeyce zengin bir üslûbu olduğunu bir kez daha gözlemledik. Çelebi, değişik dilleri ve yerel lehçeleri bir dil bilgini özeniyle metnine taşıyor ve tanıttığı yörelerin görülmeye ve gösterilmeye değer bütün kültürel birikimini yansıtmaya gayret ediyordu. Ancak her ne kadar rahat anlaşılmayı amaç edinmişse de, bazen küçük oyunlar oynamayı da ihmal etmeyerek araştırmacıyı güç durumlarda bırakabiliyordu. Bu yüzden, şimdiye kadar yapılan <em>Seyahatname</em> çevriyazılarında birçok sözcük hatalı ya da yanlış okunmuş ve bazı tarihî olaylar doğru anlaşılmamıştı.</p>
<p>Prof. Dankoff, konuşmasında bu duruma örnek olarak 16. yüzyılın ünlü gök bilgini Takiyüddin&#8217;in inşa ettirdiği gözlem kuyusu etrafında gelişen olayları anlattı.  Buna göre Takiyüddin&#8217;i çekemeyen bazı kimseler ondan şikâyetçi olmuş ve kuyunun sihir amacıyla yaptırıldığı iftirasını yaymışlardı.  Bu durumun önünü almak için çıkarılan fetva ise harekesiz olarak, yani seslilerin nasıl okunacağı belirtilmeden yazılmıştı.  Evliya Çelebi de birçok farklı şekilde okunabilecek bu fetvayı olduğu gibi <em>Seyahatname</em>&#8217;sine aktarıyor ve bir dizi ilginç olayı anlatıyordu.</p>
<p>Osmanlı geçmişinin en tanıdık simalarından olan Evliya Çelebi ve <em>Seyahatname</em>’si üzerine bugüne kadar birçok çalışma yapıldı. Bu çalışmaların büyük çoğunluğu ise Çelebi’nin ziyaret ettiği yerlerin o dönemdeki özelliklerini aydınlatmaya yöneliktir. Ancak, Evliya Çelebi’nin kişiliği, Osmanlı edebiyatı ve kültüründeki yeri üzerine pek az nitelikli eser verildi. Halbuki, <em>Seyahatname </em>bir gezi anlatısı olarak okunabileceği kadar bir almanak, bir günlük, bir otobiyografi ya da ideal okuru eğlendirmek ve hayatın gizlerini paylaşmak üzere kaleme alınan bir hasbıhal olarak da okunup yorumlanabilir. Nitekim konuşmanın sonunda, çalışmalarını hâlen Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü&#8217;nde sürdüren ünlü Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Halil İnalcık, Evliya&#8217;nın aslen bir &#8220;nedim&#8221; ya da &#8220;musahip&#8221; olduğunu ve <em>Seyahatname</em>&#8216;ye ilişkin değerlendirmelerin bu durumu göz ardı etmemesi gerektiğini dile getirdi. Prof. Dankoff&#8217;un değerli çalışmalarının bu eşsiz eserin daha çok dikkat çekmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Dimitris Loupis</p>
<p>(Çev. Hakan Atay)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/prof-robert-dankoffun-seyahatname-ile-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Dil Ölmüş Diyeler</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/bir-dil-olmus-diyeler/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/bir-dil-olmus-diyeler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 23:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Çolak]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Dil Ölmüş Diyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Bo dili]]></category>
		<category><![CDATA[David Crystal]]></category>
		<category><![CDATA[Diller]]></category>
		<category><![CDATA[Dillerin Katli]]></category>
		<category><![CDATA[Ölü dil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hızla yok olan dillerin derdine düşen David Krystal&#8217;ın Dillerin Katli adlı kitabını okuduğumda (Profil Yayınları, 2007) böyle kötü hissetmiştim kendimi. Bu yazı da alıp o uzak diyarlara götürdü beni, hatıralarını bırakacağı kimsesi olmadan göçüp giden &#8220;Bo&#8221; dili gibi&#8230; Vaktiniz varsa lütfen okuyunuz.&#8221;
Çoğumuzun ruhu duymadı. Geçen hafta, bir dilin son konuşanı, sözcükleriyle birlikte mezara gömüldü. Yeryüzünden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/bir-dil-ölmüş-diyeler.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-397" style="border: 4px solid black; margin: 8px;" title="bir dil ölmüş diyeler" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/bir-dil-ölmüş-diyeler.jpeg" alt="" width="84" height="127" /></a>&#8220;Hızla yok olan dillerin derdine düşen David Krystal&#8217;ın Dillerin Katli adlı kitabını okuduğumda (Profil Yayınları, 2007) böyle kötü hissetmiştim kendimi. Bu yazı da alıp o uzak diyarlara götürdü beni, hatıralarını bırakacağı kimsesi olmadan göçüp giden &#8220;Bo&#8221; dili gibi&#8230; Vaktiniz varsa lütfen okuyunuz.&#8221;</span></p>
<p>Çoğumuzun ruhu duymadı. Geçen hafta, bir dilin son konuşanı, sözcükleriyle birlikte mezara gömüldü. Yeryüzünden bir dil daha eksildi.</p>
<p>Hindistan&#8217;ın doğu kıyılarından 750 m. açıktaki Andaman Adaları&#8217;nda 65 bin yıllık <em>Bo</em> kabilesinin yaşayan son ferdi, 85 yaşında öldü. <em>Bo</em> dilini bilen tek kişi <em>Boa Sr</em> ile birlikte bu dil de tarihe karıştı.</p>
<p>Delhi&#8217;deki <em>Ulusal Jawaharlal Üniversites</em>i&#8217;nden dil uzmanı Anvita Abbi, Bo dilini bilen son kişi ve on kabilenin en yaşlı üyesi olan Boa Sr ile 2005&#8242;te tanışmış. Abbi, bir süre önce görme duyusunu kaybeden yaşlı kadının, birkaç yıl önce Bo dilini bilen son arkadaşının da ölümüyle yalnız kaldığını, kendi dilinde hiç kimseyle konuşamadığını söylüyor.</p>
<p>&#8216;Bir dilin son konuşanı&#8217; sözü adamakıllı dokunaklı. Bir dilin, yani bir kabilenin, bir halkın bütün geçmişi, ruhu&#8230; O göçüyor ve binlerce yıllık bilgi, duyuş ve hatıra bir daha gelmemek üzere toprağa gömülüyor. Artık o dilde rüzgârın esişi, yağmurun toprağa düşerken çıkardığı sesler, güneşin ağaçlar arasından süzülüşü, baharın köpürüp gelişi, akşam karanlığının dağlara çöküşü, bir insanın bir insana gülümseyişi&#8230; Hepsi ama hepsi adsız kalıyor. Sanki hiçbir zaman var olmamış gibi. Yeryüzünün muhteşem orkestrasından bir ses daha eksiliyor. Yok oluşun ürperten boşluğu&#8230;</p>
<p>Aslına bakarsanız, &#8216;Dillerin Katli&#8217; (çev: Gökhan Cansız, Profil, 2007) kitabının yazarı David Crystal haklı. Bir dil, son konuşanı vefat etmeden çok önce fiilen ölmüştür. Çünkü &#8220;Eğer bir dili konuşan son kimse sizseniz, bir iletişim aracı olan diliniz zaten ölmüştür. Çünkü dil ancak onunla konuşulabilecek biri varsa hayattadır. Hayatta kalan yalnız sizseniz, diliniz hakkında bildikleriniz, halkınızın dil geçmişinin deposu ya da arşivi gibidir.&#8221;</p>
<p>Boa Sr&#8217;nin, ömrünün son yıllarını korkunç acılar içinde geçirdiğini söylemeye gerek var mı? Bir halktan arta kalan bütün kelimeleri kurşun gibi içinizde taşıyor fakat onları kimseye söyleyemiyor, kimseden duyamıyorsunuz! Binlerce yılın sesleri içinizde uğuldayıp duruyor. Belki çıkıp dağlara, sulara, rüzgâra karşı bağırıyorsunuz; sesinize dağlardan yankı geliyor ancak. Yaklaşmakta olan kıyametin ayak seslerini duydukça kelimelerin çığlığı ve uğultusu dayanılmaz oluyor. Ölüm yaklaşırken bu emaneti nereye bırakacağınızı bilemiyor ve can havliyle bir o yana, bir bu yana koşuyorsunuz. Bir felaket gününde bacaklarınıza sarılmış çocuklarınızı ne yapacağınızı bilemeyişiniz gibi&#8230; Biraz sonra ebediyen susacak kelimeler de kovanını terk etmek üzere olan çıldırmış arılar gibi kızılca kıyameti koparmakta. Ölüm meleği gelip can ateşi sönüyor ve bir halkın üzerinde yaşayıp gittiği o topraklar ebediyen sessizliğe gömülüyor.</p>
<p><span id="more-394"></span></p>
<p>Geçen hafta, Andaman Adaları&#8217;ndaki Bo kabilesinin topraklarında böyle korkunç bir ölüm yaşandı ve biz bundan habersizdik. 5 Kasım 1995&#8242;te Kamerun&#8217;un Adamawa Eyaleti&#8217;nin Mambila bölgesinde konuşulan Kasabe dilini konuşan son kişi Bogan&#8217;ın gözlerini yumduğundan haberimiz olmadığı gibi&#8230; Ondan üç yıl önce de Batı Kafkasya dili Ubuh dünyadan silinmişti. Ubuhça&#8217;nın son konuşanı Tevfik Esenç, 8 Ekim 1992&#8242;de gün doğarken öldü ve Ubuh dilini beraberinde götürdü. 1996&#8242;da Güney Carolina&#8217;da Kızıl Fırtına Bulutu adında bir Amerikan yerlisi öldü. O &#8216;can çekişen bir dilin son sesiydi&#8217;. Kupenyo dilinin son konuşanı Roscinda Nolasquez 1987&#8242;de, Vapo dilinin son konuşucularından Laura Somersal da 1990&#8242;da ölmüşlerdi.</p>
<p>Neredeyse her yıl bir dil daha yeryüzünden siliniyor. Dillerin ölümü, kültürlerin, yaşama biçimlerinin ölümü demek. Diller ve kültürler yok oldukça dünya daralıyor, tekdüzeleşiyor. &#8220;Kaybolan Sesler&#8221;in yazarı Daniel Nettle ve Suzanne Romaine, &#8220;Diller ölmüyor, öldürülüyor.&#8221; derken haksız mıydı? Dilbilimciler, bugün dünyada 5 bin ile 6700 arasında dilin konuşulduğunu söylüyor. &#8220;Bunların en az yarısı, belki de daha çoğu gelecek yüzyılda ortadan kalkmış olacak.&#8221; Diller, onu konuşan insanlarla yaşar. Bugün dünyada egemen güçlerin insanlar ve diller üzerindeki baskısı sürüyor. Zorunlu göçler, katliamlar, yasaklamalar, insanlarla birlikte dilleri de susturuyor. Ömrümüz varsa, gelecek yıllarda kimbilir kaç dilin daha yok oluşuna tanık olacağız. Bu yok oluşlar karşısında dünyadan toplu bir çığlık yükselmedikçe gezegenimizden daha çok sesler eksilecek.</p>
<p>Siz, bir dilin son konuşanının ölüm haberini duyunca ne yaparsınız? Kurşun yemiş gibi kıvranır mısınız mesela, içiniz sızlar mı?</p>
<p><span style="color: #000000;"><a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=414CC4B020C3874F4C414B" target="_blank">ALİ ÇOLAK</a></span></p>
<p>13 Şubat 2010, Cumartesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/bir-dil-olmus-diyeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kocağolu&#8217;nun Atabek&#8217;e Bazı Sözcüklerle İlgili Yanıtı</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/kocagolunun-atabeke-bazi-sozcuklerle-ilgili-yaniti/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/kocagolunun-atabeke-bazi-sozcuklerle-ilgili-yaniti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 20:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Atabek]]></category>
		<category><![CDATA[düzeltme]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[hava ile ilgili sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Timur Kocaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Deniz Aşçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=311</guid>
		<description><![CDATA[
Kocaoğlu&#8217;nun Atabek&#8217;in bazı sözcüklerine yönelik eleştirel yazısını aynen yayınlıyoruz:
Sayın Adnan Bey, Verdiğiniz örnekler için çok teşekkür ederim. Ancak, o örneklerden aşağıdakilerin kökeni Türkçe değildir:
aba (Kırgız): Farsça &#8220;heva&#8221; sözcüğünün Kırgızca söylenişi: aba &#60; hava &#60; heva
efir (Hakas): Rusçadan Hakasçaya geçmiştir: efir &#60; efir Rusça &#60; efir Yunanca
aver (Karaim): Rusçadan Karayca (Karaimce)&#8217;ya geçmiştir: aver &#60; efir Rusça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/eleştiri-kocaoglu.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-312" style="border: 3px solid black; margin: 5px 10px;" title="eleştiri-kocaoglu" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/eleştiri-kocaoglu.jpeg" alt="" width="125" height="86" /></a></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kocaoğlu&#8217;nun Atabek&#8217;in bazı sözcüklerine yönelik eleştirel yazısını aynen yayınlıyoruz:</span></p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Adnan Bey, Verdiğiniz örnekler için çok teşekkür ederim. Ancak, o örneklerden aşağıdakilerin kökeni Türkçe değildir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>aba </strong>(Kırgız): Farsça &#8220;heva&#8221; sözcüğünün Kırgızca söylenişi: aba &lt; hava &lt; heva<br />
<strong>efir</strong> (Hakas): Rusçadan Hakasçaya geçmiştir: efir &lt; efir Rusça &lt; efir Yunanca<br />
<strong>aver</strong> (Karaim): Rusçadan Karayca (Karaimce)&#8217;ya geçmiştir: aver &lt; efir Rusça &lt; efir Yunanca<br />
<strong>uyar</strong> (Çuvaş): Rusçadan Çuvaşçaya  geçmiştir: uyar &lt; efir Rusça &lt; efir Yunanca<br />
<strong>hava</strong> (Genel Türkçe): Farsçadan çok sayıda Türk lehçesine geçmiştir: hava &lt; heva</p>
<p style="text-align: justify;">ayrıca:<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>letçik</strong> &#8216;havacı&#8217; (Gagauz): Bu da Rusçadan Gaguzcaya geçmiştir: letçik &lt; lyotçik (lëtçik =лëтчик) Rusça: pilot<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>dem</strong> &#8216;nefes&#8217; (T. Türkçesi): Farsçadan Türkçeye geçmiştir: dem &lt; dem Farça (anlamı soluk)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>nefes</strong> (T. Türkçesi): Arapçadan Türkçeye geçmiştir:nefes &lt; nefes Arapça (anlamı soluk)<br />
<strong>hali</strong> &#8216;boş, yararsız&#8217; (Azeri, Afgan Özbekçesi): Arapçadan Türkçeye geçmiştir: hali &lt; hâlî (boş, tenha)</p>
<p style="text-align: justify;">Aşağıdaki kökenini bilmediğim örnekler hariç, listenizdeki başka örnekleriniz Türkçe kökenlidir.<br />
<strong>arzam</strong> (Anadolu ağızları, Sinop) &lt; ?<br />
<strong>ayam</strong> (Doğu Karadeniz ağ.) &lt; ?</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-311"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Adnan Atabek diyor ki:<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> sivleş</strong> &#8216;nefes&#8217; (Çuvaş) (Timur Bey &#8216;hava&#8217;  anlamında vermiş fakat ben kaynağını bulamadım.)</p>
<p style="text-align: justify;">[Timur'un yanıtı: <strong>sivleş </strong>hava anlamında N. İ. Aşmarin'in 17 ciltlik Thesaurus linguae Tschuvaschorum (1928-1950) adlı Çuvaş dili sözlüğünde geçiyor.]</p>
<p>Ayrıca sizin (Adnan Beyin):</p>
<p style="text-align: justify;">Havanın Rusçası  <strong>vozduk</strong>. Bu tam olarak Türkçe  boşluk  sözünün bozulmuşudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey ağızlarında <strong>-luk</strong> eki <strong>-duk</strong> şeklindedir, bu söz oralarda boşluk şeklinde değil<strong> &gt;bosduk</strong> şeklindedir.. Sözlük-sözdik  gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">[Timur'un yanıtı: "Rusça <strong>vozduh</strong> (воздух) &lt; <strong>boşluk</strong> Türkçe" varsayımınız çok uzak bir yakıştırmadır. Bunu başka bir kimsenin kabul edeceğini sanmıyorum.]</p>
<p>Ayrıca sizin (Adnan Beyin):</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizce  weather &#8216;hava, iklim&#8217; sözü, vad + *er birleşmesinden oluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">[Timur'un yanıtı: Bu benim bilgi ve algılama sınırım dışında, buna yanıt veremeyeceğim.]</p>
<p>Ayrıca sizin (Adnan Beyin):</p>
<p style="text-align: justify;">Eticede (Hititçede) nepis &#8216;gök, hava&#8217;  demektir. Görülür ki, nefes&#8217;i Arapçaya bağlayarak dilcilik yapmak kolay yoldur, ama doğru  yol değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">[Timur'un yanıtı: Bu benim bilgim dışında çünkü Etice (Hititçe)'yi incelemedim. Ancak, nefes sözcüğü Hititçe "nepis"den gelmiş olabilir, yani ihtimal dâhilindedir. Fakat yine de Türkçede kullandığımız "nefes" sözcüğünü biz Hititlerden değil, Araplardan aldık. Ama eğer "Hititçe <strong>nepis &lt; nefes</strong> Arapça" kanıtlanırsa, tabii bunu kabul edebiliriz.]</p>
<p>Benim &#8220;kalıt: hava&#8221; konusundaki soruma böyle kapsamlı yanıt verdiğiniz için Adnan Bey size tekrar teşekkür ederim. Görüş ve önerilerinizin bir bölümüne katılmasam bile, zahmetinizi takdir ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/kocagolunun-atabeke-bazi-sozcuklerle-ilgili-yaniti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçede “Hava” Anlamındaki Söz Varlığı</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/turkcede-%e2%80%9chava%e2%80%9d-anlamindaki-soz-varligi/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/turkcede-%e2%80%9chava%e2%80%9d-anlamindaki-soz-varligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 01:05:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Atabek]]></category>
		<category><![CDATA[Afgan Özbekçesi]]></category>
		<category><![CDATA[agaar]]></category>
		<category><![CDATA[An-an]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[arzam]]></category>
		<category><![CDATA[asin]]></category>
		<category><![CDATA[aver]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Bahaeddin Ögel]]></category>
		<category><![CDATA[Balkar]]></category>
		<category><![CDATA[bürkü]]></category>
		<category><![CDATA[Codex Cumanicus]]></category>
		<category><![CDATA[Çuvaş]]></category>
		<category><![CDATA[del]]></category>
		<category><![CDATA[Derleme Sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[DLT]]></category>
		<category><![CDATA[ef]]></category>
		<category><![CDATA[efir]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kıpçak]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Uygur]]></category>
		<category><![CDATA[Gagauz]]></category>
		<category><![CDATA[Gagavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gök]]></category>
		<category><![CDATA[hakas]]></category>
		<category><![CDATA[Hava]]></category>
		<category><![CDATA[Japonca]]></category>
		<category><![CDATA[kalık]]></category>
		<category><![CDATA[Karaim]]></category>
		<category><![CDATA[Karay]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Mirşan]]></category>
		<category><![CDATA[KB]]></category>
		<category><![CDATA[key]]></category>
		<category><![CDATA[keziu]]></category>
		<category><![CDATA[kii]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis]]></category>
		<category><![CDATA[Kırgız]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kore]]></category>
		<category><![CDATA[Kuday]]></category>
		<category><![CDATA[Kumuk]]></category>
		<category><![CDATA[kün]]></category>
		<category><![CDATA[Kutadgu Bilig]]></category>
		<category><![CDATA[lil]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<category><![CDATA[nal]]></category>
		<category><![CDATA[öd]]></category>
		<category><![CDATA[Ön-Trkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Saka]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sandalek]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop]]></category>
		<category><![CDATA[soluk]]></category>
		<category><![CDATA[Sümer]]></category>
		<category><![CDATA[Sümerce]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Teleüt]]></category>
		<category><![CDATA[tenğek]]></category>
		<category><![CDATA[Tengri]]></category>
		<category><![CDATA[tigir]]></category>
		<category><![CDATA[Tıva]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncer Gülensoy]]></category>
		<category><![CDATA[Turfan Texts]]></category>
		<category><![CDATA[Tuve]]></category>
		<category><![CDATA[uyar]]></category>
		<category><![CDATA[vad]]></category>
		<category><![CDATA[yil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[


Timur Kocaoğlu hocamızın Türkçede &#8220;hava&#8221; anlamına gelen sözcüklerin peşine düştüğü günden beri e-posta öbeklerine yeni yeni yazılar düşmekte. Bunlar içerisinde ilgimizi çekenleri biz de yayınlamaya devam edeceğiz. Sayın Adnan ATABEK&#8217;in gönderdiği bilgiler hem ilginç hem de yeni yorum ve tartışmalara açık. Bu nedenle sitemizi takip eden Türkoloji sevdalılarının okumasını istedim.
Türkçede “Hava” Anlamındaki Söz Varlığı:
aba (Kırgız), [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/hava-resmi.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-307" style="border: 5px solid black; margin: 8px 10px;" title="hava-resmi" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/hava-resmi.jpeg" alt="" width="170" height="133" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Timur Kocaoğlu hocamızın Türkçede &#8220;hava&#8221; anlamına gelen sözcüklerin peşine düştüğü günden beri e-posta öbeklerine yeni yeni yazılar düşmekte. Bunlar içerisinde ilgimizi çekenleri biz de yayınlamaya devam edeceğiz. Sayın Adnan ATABEK&#8217;in gönderdiği bilgiler hem ilginç hem de yeni yorum ve tartışmalara açık. Bu nedenle sitemizi takip eden Türkoloji sevdalılarının okumasını istedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkçede “Hava” Anlamındaki Söz Varlığı:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>aba </strong>(Kırgız), <strong>açık orın</strong> (Eski Altay), <strong>agaar</strong> (Tuva, Moğol), <strong>arzam</strong> (Anadolu ağızları, Sinop), <strong>asin</strong> (Eski Uygur), <strong>aver</strong> (Karaim), <strong>ayam</strong> (Doğu Karadeniz ağ.), <strong>bürkü</strong> (Azeri), <strong>çigen</strong> (Hakas), <strong>del</strong> (Teleüt), <strong>ef</strong> (Anadolu ağ., Kilis), <strong>efir</strong> (Hakas), <strong>es</strong> (Ön-Türkçe,  Kazım Mirşan okuması. “Es-“ fiili de buradan türeme olmalı), <strong>hava</strong> (Genel Türkçe), <strong>il</strong> &#8216;İklim&#8217; (Eski Kıpçak), <strong>kalı</strong>k (KB, DLT, Turfan Texts), <strong>key</strong> (Altay, Moğol), <strong>keziu</strong> (Kumuk Balkar), <strong>kii</strong> (Hakas), <strong>kök</strong> (DLT), <strong>kün</strong> (Altay, Tatar, Hakas), <strong>organ</strong> (Anadolu ağ., Antalya), <strong>öd</strong> (DLT), <strong>salgın</strong> (Saka), <strong>sandalek</strong> (Çuvaş), <strong>soluk</strong> (Gagauz), <strong>tenğek</strong> (DLT), <strong>tigi</strong>r (Hakas), <strong>uyar</strong> (Çuvaş), <strong>vad</strong> (Codex Cumanicus), <strong>yel</strong> (Eski Türkçe, Bahaeddin Ögel&#8217;den), <strong>yil</strong> (Eski Kıpçak), [ <strong> lil</strong> (Sümer)], [<strong>nal</strong> (Kore)].</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hava İle İlintili Sözler:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dem</strong> &#8216;nefes&#8217; (T. Türkçesi), <strong>hulış</strong> &#8216;nefes&#8217; (Başkurt), <strong>il</strong> &#8216;iklim&#8217; (eski Kıpçak), <strong>ilinç</strong> &#8216; hava alma&#8217; (eski Türkçe), <strong>kolu</strong> &#8216;iklim&#8217; (Turfan Texts), <strong>letçik</strong> &#8216;havacı&#8217; (Gagauz), <strong>nefes</strong> (T. Türkçesi), <strong>sivleş</strong> &#8216;nefes&#8217; (Çuvaş)(Timur Bey &#8216;hava&#8217;  anlamında vermiş fakat ben kaynağını bulamadım.), <strong>sulış</strong> &#8216;nefes&#8217; (Tatar), <strong>tınıs</strong> &#8216;nefes&#8217; (Kazak), <strong>tübcil</strong> &#8216;havadar&#8217; (eski Türkçe), <strong>yeleç</strong> &#8216;havadar&#8217; (eski Türkçe).</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-306"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Havanın Rusçası  <strong>vozduk</strong>. Bu tam olarak Türkçe  “boşluk”  sözünün bozulmuşudur. Kuzey ağızlarında <strong>-luk</strong> eki <strong>-duk</strong> şeklindedir, bu söz oralarda “boşluk” şeklinde değil “<strong>boşduk”</strong> şeklindedir: “sözlük-sözdik”  gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazım Mirşan&#8217;ın  <strong>es </strong>&#8216;hava&#8217;  şeklinde okuması bence doğrudur. “Es-“ fiili de bu sözden türemiş olmalı. Es  sözünün “r-“ Türkçesindeki ikizi  <strong>*er</strong> &#8216;hava&#8217;  olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Dilinin, tek heceli dilden çok heceliliğe geçişte, kullandığı yöntemlerden önemli biri eşanlamlı sözlerin aynı anlamlı bir söz elde etmek için birleştirilmesidir. Bu yolla,  (er+ kün &gt; erkün&gt;) “organ” sözü oluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizce  weather &#8216;hava, iklim&#8217; sözü, vad + *er birleşmesinden oluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İl</strong>, <strong>yil</strong>, <strong>del</strong>, <strong>nal</strong>(Kore),<strong> lil</strong> (Sümer)   eşanlamlı dizisi, Altay veya Türk ana dil gurubunun Sümerceye kadar uzandığının bir görüntüsüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Derler ki; &#8220;Sümer-Türk arasından önemli benzerlikler var, ancak, arada binlerce yıllık kopukluk var.&#8221;  Ben bunu gülümsemeyle karşılıyorum. Hazreti Ali demiş ki: &#8220;Sen bakmazsan şafak sökse de onu göremezsin&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bence  <strong>*tüb</strong> veya<strong> *dem</strong> diye, &#8216;hava&#8217; anlamlı birer söz, geçmişte var oldu. Bunu hem <strong>tübcil</strong> &#8216;havadar&#8217;  sözü   tanıklıyor, hem de <strong>dem</strong> &#8216;nefes&#8217; .</p>
<p style="text-align: justify;">Yine geçmişte <strong>*nava</strong> &#8216;hava&#8217; anlamlı bir söz var oldu. Bugünkü nefes sözü -ki doğu ağızlarında bu nafas şeklinde kalın söylenir- *nava&#8217;dan geliyor olmalıdır. Nefes sözü, kendisiyle eşanlamlı hulış, sulış, tınıs sözlerinden ayrılamaz. Hava anlamına gelen bütün sözler, &#8216;boş&#8217; anlamlı köklerden türemişlerdir. Yukarıda sıraladığımız kelimelerin tamamının kökleri,  bu özelliği taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadoluda <strong>nefik</strong> &#8216;ara, boşluk&#8217; demektir. Bu söz nefes kelimesinin kaynağı olarak gösterilen Arapçada yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Nefik-kovuk-delik;  sulış-nefes-tınıs söz guruplarındaki gramer koşutluğuna işaret etmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Eticede (Hititçede) nepis &#8216;gök, hava&#8217;  demektir. Görülür ki, nefes&#8217;i Arapçaya bağlayarak dilcilik yapmak kolay yoldur, ama doğru  yol değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hava anlamlı sözler aynı zamanda &#8216;gök&#8217; anlamına da gelirler (bazı ek farkları ile). Bir iddiam daha var, bu kökler aynı zamanda &#8216;göğe çıkmak&#8217; yani &#8216;ölmek&#8217;, &#8216;hakka yürümek&#8217;, &#8216;özi kergek bolmak&#8217; , &#8216;uça barmak&#8217; anlamlarına da gelir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>es</strong> &gt; <strong>o</strong>zmak, <strong>oz</strong>an. ozmış, <strong>uç</strong>a barmak, [<strong>uş</strong> 'ölmek' Sümer]</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>er</strong> &gt; <strong>er</strong>mek, eren, <strong>er</strong>miş, hakka <strong>er</strong>di</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>il</strong> &gt;  <strong>öl</strong>mek, <strong>el</strong>mek</p>
<p style="text-align: justify;">Mevlâna’nın ölüm günü   şeb-i  aruz  değildir. Bu anlam sonradan uydurulmuştur.   Buradaki söz aslında <strong>şebi eriş </strong>&#8216; mirac etme gecesi, göğe ağma gecesi&#8217;  olmalıdır. Mirac ile eriş de ilintili olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ilintili kavram alanları  konusunu biraz daha yürütürsek, kuş ve uçmak kavramları da  boş-gök-hava kavram alanı gurubundan türemiştir diyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>es</strong> &gt; uçmak; uşuk &#8216;kuş&#8217;  [uşan 'kuş' Sümer]</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>er</strong> &gt; örlö- &#8216;uçmak&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;">Başlarda, hava kavramının  &#8217;boş&#8217;  kavramından türediğini söylemiştik. Şimdi <strong>kalık</strong> ve <strong>hava </strong>sözlerini bu bağlamda inceleyelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kul</strong> &#8216;ayakyolu&#8217; (Derleme Sözlüğü.  Bunu İngilizce hole&#8217;den almadılar sanırım)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>hali</strong> &#8216;boş, yararsız&#8217; (Azeri, Afgan Özbekçesi)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>halıt</strong>- &#8216;boşaltmak&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kalas</strong> &#8216;boşuna&#8217; (Altay)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>hülle</strong> &#8216;tandır bacası&#8217; (Derleme Sözlüğü)</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek  İngilizce “hole” gerek Arapça “hela” &#8216;ayakyolu, uzay, boşluk&#8217; sözleri ile eşanlamlı ve fakat kesinlikle alıntı olduğunu söyleyemeyeceğimiz sözlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kama</strong> &#8216;boşluk&#8217; (Uygur)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kovuk</strong> &#8216;boş&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>habe</strong> &#8216;boş&#8217; (Derleme Sözlüğü)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>hevel</strong> &#8216;içi boş&#8217;  (Çuvaş)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kobı</strong> &#8216;boş&#8217; (Uygur)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kuv</strong> &#8216;boş&#8217;  (Kıpçak)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kavak</strong> &#8216;boş&#8217; (Afgan Özbekçesi)</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu köklerde savlarımızı deneyelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kal</strong> &gt; kal- &#8216;ölmek&#8217; (Altay), kalık &#8216;hava&#8217;, hel &#8216;kuş&#8217;  (Anadolu), kalk- &#8216;havalanmak&#8217;, kalçır &#8216;ozan&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>kav</strong> &gt; hovar- &#8216;ölmek&#8217; (Kuman-Kıpçak), kop &#8216;kuş&#8217; (Anadolu), kop- &#8216;kalkmak, uçmak&#8217; (DLT), Kamber &#8216;ozan&#8217; (B. Ögel&#8217;den)( Homer de burada anılabilir).</p>
<p style="text-align: justify;">Arapça helek &#8216;ölüm&#8217; sözünü  burada anmak gerekir. Doğu ağızlarındaki ölüg &#8216;ölü&#8217; ile helak karşılaştırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Dilinin bir başka özelliği şudur: “Gök anlamına gelen kelimeler, aynı zamanda Tanrı anlamına da gelir.”</p>
<p style="text-align: justify;">TANRI- GÖK</p>
<p style="text-align: justify;">[   Dıngır-dıngır (Sümer)  ]</p>
<p style="text-align: justify;">[   An-an (Sümer)          ]</p>
<p style="text-align: justify;">Tengri-tengri (Göktürk)</p>
<p style="text-align: justify;">Kök- kök (Altay)</p>
<p style="text-align: justify;">Homa-hava, höme  ( T. Gülensoy) (Japonca Kama)</p>
<p style="text-align: justify;">Kuday-kuday</p>
<p style="text-align: justify;">Hallak, Halık- kalık</p>
<p style="text-align: justify;">Kurbustan-kurbustu</p>
<p style="text-align: justify;">Ök-ök</p>
<p style="text-align: justify;">Bor sözü boş&#8217;un “r-“ ikizidir ve &#8216;boş&#8217; demektir. Boru da buradan gelir. Bürkü &#8216;hava&#8217;dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Barmak ‘ölmek’tir (Saka). Varsağ &#8216;halk ozanı&#8217;dır. Parla- &#8216;uçmak&#8217;tır. Bar &#8216;Tanrı&#8217; dır( Karahanlı).</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Adnan ATABEK</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/turkcede-%e2%80%9chava%e2%80%9d-anlamindaki-soz-varligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutulmuş Söz Varlığımız (1): &#8220;KALIK&#8221;</title>
		<link>http://www.ufukdenizasci.com/unutulmus-soz-varligimiz-1-kalik/</link>
		<comments>http://www.ufukdenizasci.com/unutulmus-soz-varligimiz-1-kalik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 22:54:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufuk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkoloji Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Altun Yaruk]]></category>
		<category><![CDATA[Besim Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[Clauson]]></category>
		<category><![CDATA[Çuvaşça]]></category>
		<category><![CDATA[Evenki]]></category>
		<category><![CDATA[Gök]]></category>
		<category><![CDATA[Gyula Décsy]]></category>
		<category><![CDATA[Hava]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz Dili ve karşılaştırmalı edebiyat Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[kalık]]></category>
		<category><![CDATA[Karşılaştırmalı Avrasya Türk Edebiyatları ve Kültür Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Koç Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kutadgu Bilig]]></category>
		<category><![CDATA[Martti Rasanen]]></category>
		<category><![CDATA[Radloff]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Solon]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[Timur Kocaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Tuba]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvaca]]></category>
		<category><![CDATA[Unutulmuş söz varlığımız]]></category>
		<category><![CDATA[Uygur Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yakutça]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ufukdenizasci.com/?p=274</guid>
		<description><![CDATA[Timur Kocaoğlu&#8217;nun Google gruplarından Türklük-Bilgisi&#8217;ne gönderdiği bir yazısı okunmalı ve özellikle bir yerlere not edilmelidir. Yazıyı anen yayımlıyor, Kocaoğlu&#8217;nun çağrısın kulak vermenizi diliyorum.
Bir kaç gün önce Fizikçi bir arkadaşım sordu:  &#8220;Arapça &#8216;hava&#8217; sözcüğü yerine eskiden Türkçe bir sözcük var mıydı?&#8221;
Daha önce bu konu pek ilgimi çekmemişti. Hemen Clauson&#8217;un Sözlüğüne (EDT, 1972) baktım. Tabii, toprağı yumşak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/TKOCAOGLU.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-275" style="border: 5px solid black; margin: 5px 8px;" title="TKOCAOGLU" src="http://www.ufukdenizasci.com/wp-content/uploads/2010/02/TKOCAOGLU.jpg" alt="" width="96" height="112" /></a><em><span style="color: #0000ff;">Timur Kocaoğlu&#8217;nun Google gruplarından Türklük-Bilgisi&#8217;ne gönderdiği bir yazısı okunmalı ve özellikle bir yerlere not edilmelidir. Yazıyı anen yayımlıyor, Kocaoğlu&#8217;nun çağrısın kulak vermenizi diliyorum.</span></em></p>
<p>Bir kaç gün önce Fizikçi bir arkadaşım sordu:  &#8220;Arapça &#8216;hava&#8217; sözcüğü yerine eskiden Türkçe bir sözcük var mıydı?&#8221;<br />
Daha önce bu konu pek ilgimi çekmemişti. Hemen Clauson&#8217;un Sözlüğüne (EDT, 1972) baktım. Tabii, toprağı yumşak olsun Clauson Hoca bu sözcüğü de gözden kaçırmamış sözlüğünde ĞLĞ başlığı altında bu kalık sözcüğüne bir madde ayırmış (s. 620). Bu madde yardımıyla, bu &#8220;kalık&#8221; sözünün geçtiği Divanu Lugat&#8217;it-Türk, Kutadgu Bilig ile Altun Yaruk gibi bazı eski Uygur metinlerinde bu sözcük ile onun çeşitli örneklerini buldum. Martti Rasanen de etimoloji sözlüğünde (Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen, Helsinki 1969) Kutadgu Bilig ve Yakutça&#8217;dan örnekler vermis (s.226).</p>
<p>Kaşgarlı Mahmud DLT&#8217;de &#8220;Kalık: al-hava&#8221; diye bu sözcüğün anlamını Arapça açıklamış. Clauson da &#8220;kalık&#8221;ı &#8220;the air, atmosphere&#8221; diye açıklıyor ve bu sözcüğün &#8220;kök&#8221; sözcüğü ile birlikte &#8220;kök kalık&#8221; olarak &#8220;görünen gökyüzü&#8221; (visible sky) anlamında da kullanıldığını belirtiyor. Martti Rasanen de aynı sözcüğü &#8220;Luft, Himmel&#8221; (hava ve gökyüzü) diye anlamlandırıyor.</p>
<p>Bu sözcüğün etimolojisini Clauson şöyle açıklıyor: &#8220;Kalık Dev. N. fr. kalı-&#8221; [kalı- fiilinden türemiş ad]. Demek, Clauson&#8217;a göre bu sözcüğün yapısı şöyle: kalık &lt; kalı-k. Clauson, bir kaç sayfa öncesinde de bu &#8220;kalı-mak&#8221; fiilini şöyle açıklıyor (s. 617): &#8220;kalı:- orijinally &#8216;to rise in the air&#8217;, hence &#8216;to jump&#8217;, and the like [kalı:- aslında 'havada yükselmek', o halde 'zıplamak' ve buna benzer].</p>
<p><span id="more-274"></span></p>
<p>Kaşgarlı Mahmud DLT&#8217;te kalık (hava) sözcüğünün  geçtiği şu eski bir halk türküsünden parça veriyor (Besim Atalay, DLT, I, 354-25):<br />
Ağdı bulıt kökreyü             Yükseldi bulut kükreyerek<br />
Yağmur tolı sekreyü           Yağmur dolu saçarak<br />
Kalık anı ügriyü                  Hava onu sürüyor<br />
Kança barır belgüsüz          Ne kadar gider belirsiz.</p>
<p>Bu &#8220;kalık&#8221; sözcüğüne 12. yüzyıldan sonraki Türkçe metinlerde bulamadım. Radloff&#8217;un sözlüğünde (Versuch eines Wörterbuches der Türk-Dialecte) ve daha sonraki Türk lehçeleri sözlüklerinde de bulamadım. Marti Rasanen&#8217;in &#8220;jak. xalân &#8217;svetlıy, yasnıy (o nebe)&#8217;, &#8216;nebo, yasnoe debo, vyodro&#8217; diye Rusça açıklamasında belirtiği Yakutça  &#8220;xalan&#8221; (parlak ve açık gökyüzü) sözcüğünün ise, herhalde bu &#8220;kalık&#8221; sözcüğü ile ilgisi yok.</p>
<p>&#8220;Hava&#8221; sözcüğü için Sahaca (Yakutça)&#8217;da &#8220;salgın&#8221;, Çuvaşçada &#8220;sıvlaş&#8221;, Hakasçada &#8220;kii&#8221;, Tubaca (Tuvaca)&#8217;da ise &#8220;ağaar&#8221; sözcükleri kullanılıyor. Bu sözcüklerin de bizim 12. yüzyıl öncesi &#8220;kalık&#8221; sözcüğümüz ile bir ilişkisi yok. Sahacadaki &#8220;salgın&#8221; sözcüğü Orta Asya Türkçelerindeki &#8220;salkın&#8221; (soğuk, soğuk hava) sözcükleriyle ayni kökten olabilir. Salgın ayrıca Evenki ve Solon gibi Ural-Altay dillerinde de kullanılıyor.</p>
<p>Bizim unuttuğumuz ata mirası &#8220;kalık&#8221; (hava) sözcüğü Macar asıllı Amerikalı dilbilimci Gyula Décsy&#8217;nin çok önemli çalışmasındaki Ön-Türkçe Söz listesinde yer alıyor: &#8220;qaly II: to rise in the air, to jump&#8221; [kalı II: havada yükselmek, zıplamak]. bak. Gyula Décsy, The Turkic Protolanguage: A Computational Reconstruction. Bloomington, Indiana: Eurolingua, 1998; s. 123.</p>
<p>Evet, biz Türkler 9-12. yüzyıllar arasında Müslüman olduktan sonra &#8220;hava&#8221; anlamındaki &#8220;kalık&#8221; sözümüzü unutmuşuz, ancak kalı-mak (havaya yükselmek, sıçramak, havaya zıplamak) sözcüğümüz ise, bugün çeşitli Türk lehçelerinde yaşıyor.</p>
<p>Eğer başka arkadaşlar &#8220;hava&#8221; anlamındaki bu &#8220;kalık&#8221; sözcüğünü veya yine &#8220;hava&#8221; anlamındaki başka Türkçe sözcükleri 12. yüzyıldan sonraki metinlerde ve günümüz Türk lehçe ve ağızlarında bulurlarsa, bizim kaybolmuş söz varlığımıza büyük katkıda bulunmuş olurlar.</p>
<p>Timur Kocaoğlu</p>
<p><a href="mailto:%20%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20var%20prefix%20=%20%27ma%27%20+%20%27il%27%20+%20%27to%27;%20var%20path%20=%20%27hr%27%20+%20%27ef%27%20+%20%27=%27;%20var%20addy56619%20=%20%27tkocaoglu%27%20+%20%27@%27;%20addy56619%20=%20addy56619%20+%20%27ku%27%20+%20%27.%27%20+%20%27edu%27%20+%20%27.%27%20+%20%27tr%27;%20document.write%28%20%27%3Ca%20%27%20+%20path%20+%20%27%5C%27%27%20+%20prefix%20+%20%27:%27%20+%20addy56619%20+%20%27%5C%27%3E%27%20%29;%20document.write%28%20addy56619%20%29;%20document.write%28%20%27%3C%5C/a%3E%27%20%29;%20//--%3E%5Cn%20%3C/script%3E%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20document.write%28%20%27%3Cspan%20style=%5C%27display:%20none;%5C%27%3E%27%20%29;%20//--%3E%20%3C/script%3EBu%20mail%20adresi%20spam%20botlara%20kar%C5%9F%C4%B1%20korumal%C4%B1d%C4%B1r,%20g%C3%B6rebilmek%20i%C3%A7in%20Javascript%20a%C3%A7%C4%B1k%20olmal%C4%B1d%C4%B1r%20%3Cscript%20language=%27JavaScript%27%20type=%27text/javascript%27%3E%20%3C%21--%20document.write%28%20%27%3C/%27%20%29;%20document.write%28%20%27span%3E%27%20%29;%20//--%3E%20%3C/script%3E" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"> <script type="text/javascript">// <![CDATA[
// <![CDATA[
 var prefix = '&#109;a' + 'i&#108;' + '&#116;o';
 var path = 'hr' + 'ef' + '=';
 var addy56619 = 'tk&#111;c&#97;&#111;gl&#117;' + '&#64;';
 addy56619 = addy56619 + 'k&#117;' + '&#46;' + '&#101;d&#117;' + '&#46;' + 'tr';
 document.write( '<a ' + path + '\'' + prefix + ':' + addy56619 + '\'>' );
 document.write( addy56619 );
 document.write( '<\/a>' );
 //\n 
// --&#038;gt
// ]]&gt;</script></span></span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ufukdenizasci.com/unutulmus-soz-varligimiz-1-kalik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

