Unutulmuş Söz Varlığımız (1): “KALIK”
Timur Kocaoğlu’nun Google gruplarından Türklük-Bilgisi’ne gönderdiği bir yazısı okunmalı ve özellikle bir yerlere not edilmelidir. Yazıyı anen yayımlıyor, Kocaoğlu’nun çağrısın kulak vermenizi diliyorum.
Bir kaç gün önce Fizikçi bir arkadaşım sordu: “Arapça ‘hava’ sözcüğü yerine eskiden Türkçe bir sözcük var mıydı?”
Daha önce bu konu pek ilgimi çekmemişti. Hemen Clauson’un Sözlüğüne (EDT, 1972) baktım. Tabii, toprağı yumşak olsun Clauson Hoca bu sözcüğü de gözden kaçırmamış sözlüğünde ĞLĞ başlığı altında bu kalık sözcüğüne bir madde ayırmış (s. 620). Bu madde yardımıyla, bu “kalık” sözünün geçtiği Divanu Lugat’it-Türk, Kutadgu Bilig ile Altun Yaruk gibi bazı eski Uygur metinlerinde bu sözcük ile onun çeşitli örneklerini buldum. Martti Rasanen de etimoloji sözlüğünde (Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen, Helsinki 1969) Kutadgu Bilig ve Yakutça’dan örnekler vermis (s.226).
Kaşgarlı Mahmud DLT’de “Kalık: al-hava” diye bu sözcüğün anlamını Arapça açıklamış. Clauson da “kalık”ı “the air, atmosphere” diye açıklıyor ve bu sözcüğün “kök” sözcüğü ile birlikte “kök kalık” olarak “görünen gökyüzü” (visible sky) anlamında da kullanıldığını belirtiyor. Martti Rasanen de aynı sözcüğü “Luft, Himmel” (hava ve gökyüzü) diye anlamlandırıyor.
Bu sözcüğün etimolojisini Clauson şöyle açıklıyor: “Kalık Dev. N. fr. kalı-” [kalı- fiilinden türemiş ad]. Demek, Clauson’a göre bu sözcüğün yapısı şöyle: kalık < kalı-k. Clauson, bir kaç sayfa öncesinde de bu “kalı-mak” fiilini şöyle açıklıyor (s. 617): “kalı:- orijinally ‘to rise in the air’, hence ‘to jump’, and the like [kalı:- aslında 'havada yükselmek', o halde 'zıplamak' ve buna benzer].
Kaşgarlı Mahmud DLT’te kalık (hava) sözcüğünün geçtiği şu eski bir halk türküsünden parça veriyor (Besim Atalay, DLT, I, 354-25):
Ağdı bulıt kökreyü Yükseldi bulut kükreyerek
Yağmur tolı sekreyü Yağmur dolu saçarak
Kalık anı ügriyü Hava onu sürüyor
Kança barır belgüsüz Ne kadar gider belirsiz.
Bu “kalık” sözcüğüne 12. yüzyıldan sonraki Türkçe metinlerde bulamadım. Radloff’un sözlüğünde (Versuch eines Wörterbuches der Türk-Dialecte) ve daha sonraki Türk lehçeleri sözlüklerinde de bulamadım. Marti Rasanen’in “jak. xalân ’svetlıy, yasnıy (o nebe)’, ‘nebo, yasnoe debo, vyodro’ diye Rusça açıklamasında belirtiği Yakutça “xalan” (parlak ve açık gökyüzü) sözcüğünün ise, herhalde bu “kalık” sözcüğü ile ilgisi yok.
“Hava” sözcüğü için Sahaca (Yakutça)’da “salgın”, Çuvaşçada “sıvlaş”, Hakasçada “kii”, Tubaca (Tuvaca)’da ise “ağaar” sözcükleri kullanılıyor. Bu sözcüklerin de bizim 12. yüzyıl öncesi “kalık” sözcüğümüz ile bir ilişkisi yok. Sahacadaki “salgın” sözcüğü Orta Asya Türkçelerindeki “salkın” (soğuk, soğuk hava) sözcükleriyle ayni kökten olabilir. Salgın ayrıca Evenki ve Solon gibi Ural-Altay dillerinde de kullanılıyor.
Bizim unuttuğumuz ata mirası “kalık” (hava) sözcüğü Macar asıllı Amerikalı dilbilimci Gyula Décsy’nin çok önemli çalışmasındaki Ön-Türkçe Söz listesinde yer alıyor: “qaly II: to rise in the air, to jump” [kalı II: havada yükselmek, zıplamak]. bak. Gyula Décsy, The Turkic Protolanguage: A Computational Reconstruction. Bloomington, Indiana: Eurolingua, 1998; s. 123.
Evet, biz Türkler 9-12. yüzyıllar arasında Müslüman olduktan sonra “hava” anlamındaki “kalık” sözümüzü unutmuşuz, ancak kalı-mak (havaya yükselmek, sıçramak, havaya zıplamak) sözcüğümüz ise, bugün çeşitli Türk lehçelerinde yaşıyor.
Eğer başka arkadaşlar “hava” anlamındaki bu “kalık” sözcüğünü veya yine “hava” anlamındaki başka Türkçe sözcükleri 12. yüzyıldan sonraki metinlerde ve günümüz Türk lehçe ve ağızlarında bulurlarsa, bizim kaybolmuş söz varlığımıza büyük katkıda bulunmuş olurlar.
Timur Kocaoğlu
Yorum Yok: “Unutulmuş Söz Varlığımız (1): “KALIK””